Zorluteks Genel Müdürü Cemil Çiçek

1. Tekstil sektörünü değerlendirir misiniz? Sektörün ihracat gücünü ve yurt içi pazar hakkında neler söylersiniz?

Ülke olarak 2023’te 255,8 milyar dolarlık mal ihracat gerçekleştirdik. Küresel ihracattan aldığımız pay yüzde 1,02'den yüzde 1,06'ya çıktı. Bu oran tekstil sektöründe çok daha yüksek. Hazır Giyim ve Konfeksiyon sektörü tüm sektörler içerisinde geçen yıl, 19,2 milyar dolarlık ihracatla üçüncü sırada yer aldı. Tekstil ve Hammaddeleri başlığı altında 9.5 milyar dolar ihracat gerçekleştirildi. Halı tarafında 2.7 milyar dolar ve yine sektörümüzün bir parçası olarak görebileceğimiz Deri ve Deri Mamulleri tarafında 1.8 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirildi. Bu temel kalemlere baktığımızda 33 milyar doları aşkın ihracat yapmış bir sektör var. Evet Türkiye ortalamasına göre küresel ihracattan aldığımız pay iyi ama biz dünya tekstilinin sayılı oyuncularından biriyiz. O yüzden sahip olduğumuz potansiyeli katma değerli ihracatla çok daha yukarı taşımamız gerekiyor.

2024 Global Insight Raporu’na göre 2023 yılında tekstil pazarı 1 trilyon 250 milyar dolar ve pazarın 2031 yılına kadar yaklaşık 1 trilyon 800 dolara ulaşması bekleniyor. Gerçekten büyük bir küresel pazar var ve eğer iş yapış biçimimizi değiştirir, katma değerimizi artırırsak ihracatımızı bugünkü seviyelerin çok daha ötesine çıkarabiliriz. Zorluteks olarak açıkçası ev tekstilindeki potansiyele çok yakından şahidiz. Ev tekstilinde ülke olarak 3.5 milyar doları bulan ihracat seviyesi bizim için bir zirve ya da hedef olarak kalamaz. Spherical Insights & Consulting tarafından yayınlanan bir araştırma raporuna göre, küresel ev tekstili pazar büyüklüğü 2023 yılında 121,8 dolar olarak hesaplanmış ve bunun 2033 yılına kadar 216,3 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Böyle bir pazarda ev tekstili ihracatımızı 6-7 milyar doların üzerine taşıyabilecek potansiyele sahibiz. Evet geçen yıl ihracat iklimi hiç iyi değildi ve özellikle tüm tekstil sektörü için iyi bir yıl olmadı. Sektör olarak ihracatımızda %10 civarında bir gerileme oldu. Bunda özellikle en büyük pazarımız olan Avrupa pazarının yüzde 17 daralması önemli bir rol oynadı. Küresel ihracat iklimindeki bu bozulmaya rağmen dünya ticaretinden aldığımız pazar payın koruduk. Bu yıl ihracat iklimi görece biraz daha iyi. Küresel olarak devam eden maliyet endişelerine rağmen, iyileşen sipariş alımları ve tüketici eğilimleri de durumun olumlu ivmelendiğini göstermekte. İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından açıklanan Türkiye İhracat İklimi Endeksi Mayıs’ta, üst üste beş ay da eşik değer olan 50'nin üzerinde kalarak ihracat iklimindeki iyileşmenin sürdüğüne işaret ediyor. İç pazarımız zaten dinamik bir yapıya sahip ama uygulanan sıkı para politikasının sonucu olarak iç pazarın bu yılın ikinci yarısında biraz daha zorlanacağını öngörüyoruz. İhracat her zaman olduğu gibi sektörümüz için çok önemli.

Yılın ilk beş ayında Hazır Giyim ve Konfeksiyon tarafında 7.4 milyar dolar, Tekstil ve Hammaddeleri alanında 3.9 milyar dolar ihracat gerçekleştirildi. Deri ve Deri Mamulleri tarafında 651 milyon dolar, Halı tarafında 1.2 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirildi. Yılın ilk yarısında sektörümüz için istediği ivmeyi henüz yakalayamadı ama ikinci yarıyla birlikte ihracat pazarlarında görece daha iyi bir görünüm bekliyoruz. Yılı geçen yılın üzerinde ihracat rakamlarıyla tamamlayacağımızı öngörüyoruz.

2. Türkiye’yi sektörel anlamda tekstil alanında dünya projeksiyonundan baktığınızda rakip-çevre ülkeler arasında nasıl değerlendiriyorsunuz. Türkiye fiyat avantajıyla mı yoksa katma değeri yüksek ve sürdürülebilir alada mı rekabetçi olmalı, ön plana çıkmalı?

Açıkçası bizim Hindistan, Pakistan, Mısır gibi ülkelerle fiyat rekabeti yapmaya girişmemiz çok anlamlı değil. Bizim daha çok kalitemizi, yenilikçiliğimizi öne çıkaracak şekilde hareket etmemiz gerekiyor. Çünkü bizim temel üstünlüğümüz burada.

Türkiye tekstil sektörü olarak çok iyi bir bilgi birikim, yeni nesil teknolojilere uygun bir altyapı ve yetişmiş insan kaynağına sahip. AB ülkeleri ve diğer gelişmiş pazarlarda temel tercih sebebimiz fiyat değil, fiyat/kalite olarak bizim kalitemizin ağır basması. Zaten bu pazarlarda hem nihai ürün hem de tekstil ara mamullerinde kalite birinci öncelik. Zorlu Tekstil Grubu’nda hem bizim ev tekstili tarafında hem de grubumuzun diğer ana faaliyet alanı olan polyester iplikte, gelişmiş pazarlarda yüksek kaliteli iplik ve kumaş talebindeki yükselen ivmeden de bunu anlıyoruz. Bu pazarlardaki iş yaptığımız firmalar her ne kadar ticaretin doğası gereği bizi fiyat konusunda zorlasalar da kaliteyi riske etmek istemediklerinden dolayı bizim gibi katma değerli üretim yapan tedarikçilerden kolay vazgeçemiyorlar.

Diğer taraftan farklı pazarlarda fiyat odaklı müşteriler de elbette var. Üretim maliyetleri bizimle kıyaslanamayacak kadar düşük olan ülkelerdeki rakiplerimizle mücadele ederek bu müşterilerin taleplerini karşılamamız mümkün değil. Fiyat odaklı firmalar zaten Asya ülkeleriyle daha yakın ilişkilere sahip. Bu ülkelerin işçilik ve enerji maliyetleri çok düşük. Ciddi anlamda birim maliyetlerde avantajları var. Diğer taraftan hem AB hem ABD tarafından Çin’e uygulanan ticari baskılar var ve belki de ABD’deki seçimlerden sonra yeni ticaret savaşları başlayacak. Çin bu yüzden tekstilde kendi ülkesinin dışında Hindistan ve özellikle Afrika ülkelerine de tesisler kurmaya ve yatırım yapmaya başladı. Çin, AB’nin ithal ürünlerde zorunlu kıldığı ‘Certificate of Origin (CO)’ regülasyonu ve farklı kısıtlamalar sebebiyle böyle bir arkadan dolanma yöntemi uyguluyor. Bu ülkelerin hepsinde üretim, işçilik ve enerji maliyetleri çok düşük. Fiyat odaklı ürün tercih edenler zaten bize değil direkt olarak onlara gidiyor.

Bizim önümüzdeki dönemdeki olası ticaret savaşlarını da düşünerek, AB Yeşil Mutabakat ve ABD tarihinin en büyük “iklim paketi” olarak nitelenen Enflasyonu Düşürme Yasası (IRA) gibi regülasyonlara hızla uyum sağlamamız gerekiyor. Şu an sektör olarak, özellikle büyük ölçekli firmalarımız bu dönüşüme oldukça hazır ama bu sürece KOBİ’leri de dahil ederek, uyum kapsamında gerekli belgelendirmeleri hızla yapmalıyız. Şu an rekabetin yeni adı sürdürülebilirlik ve aslında katma değerin merkezinde de bu var… Bizim fiyat rekabeti tarafında yer almamız büyük bir zaman kaybı ve sonuç alamayacağımız bir alan. Fakat katma değerli ürünler konusunda uzun yıllardır sektör olarak önemli bir mesafe aldık. Şimdi bunun merkezine yeşil dönüşümü, sürdürülebilirliği alırsak katma değerli ihracat konusunda gerçek bir sıçrama yapabilir, dünyanın tercih ettiği yeşil tekstil üreticilerinden biri olarak yarışta öne geçebiliriz.

3. Katma değeri yüksek tekstil ürünlerinin ihracatında Türkiye’nin durumunu değerlendirebilir misiniz?

Katma değeri somutlaştırmak ve ölçümlemek kolay değil. Bunun yöntemlerinden biri kilogram başına ortalama ihracat değerine bakmak. Ülke olarak ihracatta kilogram başına ortalama ihracat değerimiz sadece 1,57 dolar. Tekstil ve Hammaddeleri kategorinde bu rakam 4,5 doların üstünde. Hazır Giyim tarafı ise 15,74 dolara ulaşan kilogram başına ortalama ihracat değeri ile sektörümüz için katma değer açısından iyi bir örnek sunuyor. Katma değer, dediğim gibi çok geniş bir kavram. Üretim, satış, pazarlama, sevkiyat ve markalama dahil tüm süreçleri kapsayan bir değerler bütünü aslında. Şimdi buna bir de sürdürülebilirlik dahil oldu. Katma değeri tekstilin farklı alt sektörlerinde farklı şekilde yaratabilirsiniz.

Bununla birlikte katma değer açısından, özellikle teknik tekstillere ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Dünyada tüketilen tekstil ürünlerinin 3’te 1’inden fazlası teknik tekstil kaynaklı. Konfeksiyondan iki kat daha hızlı büyüyen bir alan. The Business Research Company’nin ‘2023 Teknik Tekstiller Küresel Pazar Raporu’na göre, küresel teknik tekstiller pazar büyüklüğü 2023’te 213 milyar dolara yükselmiş durumda. 2027 sonunda yılında 267 milyar dolarlık bir pazar büyüklüğüne ulaşacağı tahmin ediliyor. Türkiye tekstil sektörü olarak ise 2023’te teknik tekstillerde 2,2 milyar dolar ihracat gerçekleştirdi. Küresel pazardan aldığımız pay bu rakamlara göre yüzde 1 civarında ve bizim ülke olarak potansiyelimizi yansıtmayan bir durum. Buradaki potansiyel katma değer açısından diğer alanlarla karşılaştırılmayacak kadar yüksek. Çünkü ürün verebileceğiz sektörlerin ucu bucağı yok. Giyilebilir teknolojilerden kompozit ürünlere, askeri sanayiden sağlık sektörüne kadar uzanan birçok sektöre ürün verebilirsiniz. Ülkemizin toplam tekstil ihracatının üçte birini rahatlıkla teknik tekstillerle yapabileceğimizi düşünüyorum.

Teknik tekstiller aynı zamanda kendi içinde de katma değerli alanlar açabilen bir kategori. Az evvel de ifade ettiğim gibi akıllı tekstiller buna çok güzel bir örnek. Akıllı tekstillerde işin içine yüksek teknoloji, elektronik, kimyasal, manyetik, termal, dijital ve hatta yapay zeka da dahil olmak üzere bir çok disiplin giriyor. Bunun en güzel örneği giyilebilir teknoloji. Renk değiştiren, kalp atışlarını dinleyen, adımları sayan, sağlık durumumuzu raporlayan birçok yeni nesil tekstil ürünü var. Bugün çok sınırlı ve niş bir alan olarak görünebilir ama bunun getireceği katma değeri bir düşünün. Ev tekstilinde, sağlıkta, otomotivde ve daha bir çok alanda akıllı tekstillerin potansiyeli çok yüksek.

Bu konuda sektörde başarılı bir çok örnek var, bunlardan biri de biziz. Zorlu Tekstil Grubu bir parçası olan Korteks, teknik tekstil özelliklerine sahip katma değerli iplikler üretirken biz de Zorluteks olarak ev tekstilinde teknik tekstil özellikli kumaşlar sunuyor, aynı zamanda bu altyapıdan ve Ar-Ge’mizden aldığımız güçle akıllı tekstil ürünlerinde öncü ve iyi örnekler sunabiliyoruz. Kendini temizleyen stor ve kumaş perde, serin tutan pike, ortam havasını temizleyen perde, antibakteriyel nevresim takımı, LED ışıklı perde gibi birçok akıllı tekstil ürünümüz var. Ayrıca ısıya ve neme duyarlı, hava geçirgenliği yüksek, aynı zamanda antibakteriyel ve antiviral özellikleri bulunan ipliklere sahip ürünlerimizle sağlıktan savunma sanayi ve güvenliğe kadar birçok sektöre, üst düzey bilgi birikim gerektiren akıllı tekstil ürünleri sunuyoruz. Akıllı ve teknik tekstillerde kendimizi ev tekstiliyle sınırlamıyoruz, çünkü daha önce de dediğim gibi çok geniş bir kullanım alanı var. Özellikle müşteri deneyimi ve geri bildirimler sıfırdan yepyeni katma değerli ürünler üretmemizi sağlıyor. Çok farklı sektörlerin ihtiyaçlarına yönelik ürünler geliştiriyoruz. Örneğin konveyör sistemleri üreten firmalara güçlendirilmiş kumaşlar üretiyoruz. Beyaz eşya sektörüne filtre kumaşı, güç tutuşur, anti-statik gibi özelliklere sahip fonksiyonel iş kıyafetleri üretiyoruz. Reklam sektörüne yönelik ışıklı pano kaplamalı kumaşlar, çadır, tente, uyku tulumu gibi daha birçok farklı alanda teknik tekstil ürünlerimiz var. Şu anda ürettiğimizin ürünlerin üçten birinden fazlası teknik tekstillerden oluşuyor. Bu oranı yüzde 75’in üzerine kadar çıkarmayı hedefliyoruz.

4. Özellikle Avrupa’da sınırda karbon vergisi gibi uygulamalar çevreci üretimin önemini ve rekabeti ne oranda artırıyor. Sürdürülebilirliğin Tekstil sektörü açısından önemi değerlendirebilir misiniz?

Daha önce de ifade ettiğim gibi artık yeni rekabet kriteri sürdürülebilirlik. AB Yeşil Mutabakat, bu çerçevede hazırlanan AB Sürdürülebilir ve Döngüsel Tekstil Stratejisi… Bunlar AB’de sürdürülebilirlik odaklı bir standart getiriyor. Sınırda karbon vergisi bunun sadece görünür yüzü. Bu kapsamda tekstil sektörünün çevresel ayak izinin azaltılması, sektörün direncinin arttırılması ve rekabetçiliğinin yükseltilmesi, hammaddeye olan bağımlılığın azaltılarak yeni üretilen ürünlerin değerinin korunmasının sağlanmasına kadar uzanan bir tekstil stratejisi var. AB Sürdürülebilir ve Döngüsel Tekstil Stratejisi ile dijital ürün pasaportu ve zorunlu ecodesign yönetmeliği gibi birçok uygulama hayata geçirecek. Döngüsel üretim çok güçlü bir şekilde vurgulanıyor. Satılmayan ve iade edilen tekstil ürünlerinin imhasının yasaklanması planlanıyor. AB kaliteli, uzun süreli kullanılabilen ve döngüsel olarak yeniden üretilebilen ürünlerin olduğu bir tekstil sektörü talep ediyor.

Bu konudaki refleksimiz çok önemli. Bu bizim için tehdit mi, fırsat mı? Tehdit olarak görürsek sadece sınırda karbon vergilerinden kaçınmak gibi bir yaklaşımla hareket edersek büyük bir fırsatı kaçırabiliriz. Az evvel ifade ettiğim gibi akıllı tekstiller, teknik tekstiller, giyilebilir teknoloji, sürdürülebilir tekstiller, döngüsel üretim aslında bize katma değerli ihracat konusunda tarihi bir fırsat sunuyor ve AB Yeşil Mutabakat da bence bunun için paha biçilmez bir katalizör. Yarışa çok geride başladığımızı da düşünmüyorum. Avrupa’da da sektör kuruluşları benzer sıkıntılardan söz ediyor. Geçiş sürecinde KOBİ’lerin yeşil dönüşüme nasıl dahil edileceğini tartışıyor, yeşil dönüşümün ekonomik maliyetini konuşuyor. Bu durum, bizim de yarışa yakın yerlerde başladığımızı gösteriyor.

Bu gerçekten bir fırsat. Ülke olarak ihracatımızın yüzde 50’yi aşkın kısmını Avrupa’ya gerçekleştiriyoruz. Yakın ve Orta Doğu ile Kuzey Amerika'yı da eklediğimizde yüzde 80'e varan bir ihracat oranına ulaşıyoruz. Dolayısıyla AB Yeşil Mutabakatına hazır olduğumuzda ihracat pazarlarımızın çoğunda katma değerimizi artırarak çok ciddi bir rekabet avantajı oluşturabileceğiz. Kaliteli, sürdürülebilirlik kriterlerine uygun ürünlere yüksek fiyat vermeye hazır bir pazardan söz ediyorum. Daha önce de ifade ettiğim gibi ürünlerimizi sürdürülebilirlik, teknoloji ve inovasyon odaklı olacak şekilde geliştirir ve AB regülasyonlarına uyumlu hale getirirsek bu dönüşümde öncü olarak tekstilde dünyanın aranan ve tercih edilen ülkeleri arasında en üst sıralara çıkabiliriz. Fiyat odaklı rekabet artık bugün konuştuğumuz gibi ajandamızdan tamamen çıkar, sürdürülebilirlik ve yenilikçilik odaklı bir rekabet yaklaşımıyla katma değerimizi çok ciddi bir şekilde artırabiliriz.

Zorluteks olarak Zorlu Grubu’nun ortak sürdürülebilirlik stratejisi olan Akıllı Hayat 2030 doğrultusunda AB Yeşil Mutabakatına uzun bir süredir hazırlanıyoruz. Bu konudaki uyum sürecimizi tamamlamak üzere son çalışmalarımızı yürütüyoruz. Gerekli belgelendirmeleri alıyoruz. Birçok sürdürülebilirlik odaklı endekste sektörümüzden iyi durumdayız. STeP by OEKO-TEX sertifikası ile Made in Green etiketi kullanma hakkına sahip olduk. Bu sertifikalara sahip ürünlerimiz QR kod ile sürdürülebilirlik açısından izlenebiliyor. Sektörde karbon ve su ayak izini azaltma yolunda en hızlı adımları atan şirketlerden biriyiz. Su kullanımını azaltma ve çıkan atık suyu tekrar değerlendirme tekniklerini kullanarak Zorluteks olarak ürün başına su kullanımını %30 oranında azaltmayı başardık. Elektrik enerjisini yenilebilir kaynaklardan elde ettiğimizi belgelendirerek, karbon emisyonlarımızı Zorluteks’te %85 oranında azaltmayı başardık.

5. Yeni teknolojilerin kullanımı tekstil alanında ne gibi sonuçlar doğuruyor. Yapay zeka ve otomasyon teknolojilerinin gelişimi sektörü nasıl etkiliyor?

Artık teknoloji hayatın her yerinde ve tekstil de teknolojiye en hızlı uyum sağlayan sektörlerden biri. Bugün Zorluteks tamamen endüstri 4.0 ile donatılmış bir tesis. Dünyanın herhangi bir yerindeki müşterimiz, dijital yatırımlarımız sayesinde direkt olarak fabrikadan sipariş verebiliyor. Dünyanın en az enerji ve su tüketen, en az karbon salımı yapan dijital otomasyon sistemlerini ve dijital baskı makinelerini kullanıyoruz. Yapay zeka ile birlikte artık tasarım, araştırma ve geliştirme dahil her süreçte müthiş bir dinamizm yakalanacağını düşünüyorum. Verimlilik çok ciddi bir şekilde artacak, üretim planlamasında esneklik çok yükselecek, büyük veri analizini çok daha iyi bir şekilde yaparak katma değeri hangi alanlarda yükseltebileceğimize çok daha hızlı karar verip harekete geçebileceğiz.

Sürdürülebilirlik konusunda da ihtiyaç duyulan ve tüm dünyada zaman zaman şikayet edilen, çok ağır kalındığı, BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne ulaşılamayacağı yönündeki eleştirilere belki de yapay zeka ile cevap verilebilir ve yeşil dönüşüme çok ciddi bir hız kazandırabiliriz. Yapay zeka bugünlerde sık sık yaşamı nasıl tehdit edebileceği yönündeki spekülasyonlara yol açsa da teknolojinin yaşamı iyileştirici rolünü de yeniden güçlü bir şekilde öne çıkarabilir. Biz bunu Zorluteks olarak bizzat test etmiş bir şirketiz. Örneğin Yeşil Mutabakat Eylem Planı yayınlanmadan 3 yıl önce yaptığımız, Temiz Üretim Yazılımı gibi birçok dijitalleşme ve teknoloji odaklı yatırım sayesinde bugün, karbon ve su ayak izini ürün bazında hesaplayabiliyoruz. Hatta tamamen sürdürülebilirlik odaklı ürün kategorilerimiz bile var. Karbon ayak izinin en az yüzde 50’ye varan oranda azaltıldığı Ecodesign ürünlerimizle Türkiye’de ve dünyada öncüyüz. Sahip olduğumuz teknoloji sayesinde pet şişe ve geri dönüşümlü polyester iplikler ile üretilen Reborn Perde Koleksiyonumuz ve karbon ve su ayak izini azaltmak için, süreç optimizasyonlarıyla hazırlanan çevre dostu bir diğer ürünümüz Reborn Nevresim Koleksiyonu müşterilerimiz tarafından çok yoğun talep görüyor.

Teknolojinin özellikle sürdürülebilirlik alanında ve daha önce söz ettiğim akıllı tekstiller konusunda, yapay zeka ile birlikte tekstil sektöründe çok ciddi bir değişim ve dönüşüm yaratacağını düşünüyorum. Tamamen teknoloji, inovasyon ve sürdürülebilirlik odaklı bir tekstil dönüşüm hareketinin ilk işaretlerini alıyoruz. Avrupa Tekstil Teknoloji Platformu (Textile ETP), Avrupa tekstilinde bu odakla bir yol haritası bile belirlemiş durumda. Bu platformda sürdürülebilir tekstil hammaddelerinin kullanımındaki süreçlerden su ve enerji verimliğine, tekstil tabanlı üç boyutlu kompozitlerin üretiminden dijital modaya kadar birçok konuda çalışmalar devam ediyor. Sözün özü sanıldığının aksine tekstilde teknoloji, sadece endüstri 4.0 uygulamalarından ibaret değil, teknoloji ve inovasyonla katma değerli ürünler yaratabilen yeni nesil bir tekstil doğuyor.